Sosyal Yapı |
|

Zeytinburnu gecekonduları halkını dört ayrı toplum sınıfına ayırmak ve incelemek doğru olur kanısındayız.
a) Köylüler
b) Göçmenler
c) Toplumsal akıcılığın etkisi ile sınıf değiştirmiş aileler.
d) Yoksul emekçi sınıfı (işçi sınıfı)
Şimdi bunları, içinde bulundukları çevre, ekonomi ve toplum şartları ile birlikte inceleyelim.
a) Köylüler
Ekonomik itkiler yüzünden, köyden kente göç eden köylüler, maddi olanaklarına en elverişli çevre olarak gecekonduları seçmektedirler. Bunda toplum psikolojisinin etkileri de vardır. Kentin diğer yönlerindeki yüksek apartmanlar psikolojik olarak kendisini rahatsız ettiği gibi, ekonomik olarak da buna imkân yoktur. "Ama yine de son kertede (son tahlilde) illet ekonomik faktördür." Aileler bir kondu edindikten ya da kiraladıktan sonra hemen fabrikalara giderek çalışmaya başlarlar. Burada köylü ailenin, fanatizmi (dar düşünceyi) yıkarak kızlarını çalışmaya ya da okula gönderdiklerini görürüz. Ama bu gözlem daha çok Rumeli köylüsü için geçerlidir. Kent hayatı bu ailelerin yaşama üslubu üzerinde önemli değişiklikler yapar. Ailenin gençleri, kentli gençler gibi giyinmek ve davranmak eğilimindedirler.
Göç eden köylü ailenin, kentte bulduğu en ilginç şey ise sinemadır.Tabii, yerli filmlerden başkalarını seyretmezler. Sinema bu aileleri öylesine etkiler ki, kısa bir süre sonra bu tehlikeli bir alışkanlık halini alır. Hele gençler, çevredeki sinemalara gelen yerli filmleri hiç kaçırmaz olurlar. Futboldan sonra en ilgi çekici konudur bu onlar için. Ailenin niyeti başlangıçta, biraz para kazanmak ve sonra tekrar köye dönmektir. Onları köye bağlayan etkiler pek öyle kolaylıkla zayıflamaz. Hatta kent düzenine uyamayan ailelerin kısa bir süre sonra köye dönmek zorunda kaldıkları da görülür. Bununla birlikte kent yaşamına uyanlar, onun sağladığı yararları görenler, daha sonra düşüncelerini değiştirir ve tamamen kente yerleşmeye karar verirler.
b) Göçmenler
"Sosyal Sınıflar" adlı kitabında; "Devamlı olarak önemli sayıda göçmen alan bir ülkede, aynı zamanda devamlı olarak bir sosyal yükseliş görülür." Diyor Pierre Laroque. Ülkemizin toplumsal yapısı açısından bakıldığında, bu yargı, bir zaman için doğru olmuştur. Bağımsızlık savaşından sonra yurdumuza kabul ettiğimiz göçmenler, kuşkusuz yukarıdaki yargıyı doğrulayacak işlevi göstermiştir. Bugün ülkemiz için genellikle bu yargı geçerli değildir. Çünkü, Türkiye bugün genellikle Rumeli'den göçmen almaktadır. Bu ülkelerden gelen göçmenlerin sosyal durumları konusunda iyimser bir yargıya varmak, ayrıca güçtür. Şu da var ki; Bulgaristan ve Yugoslav göçmenleri, gecekondu halkının toplumsal yapısı üstünde birtakım etkilerde bulunmuştur. Davranışları ve gelenekleri ile yerli halktan bazı ayrılıklar gösteren göçmenler, gecekonduya geldikleri çevrenin kültürünü de birlikte getirmiştir. Bu yeni topluluk, çevreyle kültür alış verişi yapmış, çevresini etkilemiş ve çevresinden etkilenmiştir. Bunun sonucunda da göçmen sınıfı dediğimiz kültürel özgüllüğünü yitirmiş, fakat bunun yerine daha yeni ve değişik yeni bir öz kazanmış topluluk meydana gelmiştir.
Göçmenlerin Zeytinburnu'nda da yer yer yoğunlaştığı mahalleler vardır. Bulgaristan göçmenleri birbirlerine akraba imiş gibi davranırlar. Mahalle kavgalarında, çeşitli işlerde birbirlerine arka çıkarlar. Aralarında sağlam bir dayanışma vardır. Dokumacılıktan tutun da kunduracılık, lokantacılık, dondurmacılık gibi çeşitli meslek ve zenaat dallarında bilgi ve deney sahibidirler. Genellikle çocuklarını okula gönderirler. Bazıları Türkçeyi iyi bilmez. Bulgaristan göçmenleri kapalı bir topluluk özelliği gösterirler. Çoğu zaman yerli halkla komşuluk, evlilik gibi ilişkiler kurmaktan kaçınırlar. Kendi aralarında evlenir, dostluk kurar, ilişkilere girişirler. Çoğu fabrikalarda işçidir. Genellikle tümünün de ortak bir amacı vardır, biraz para biriktirip, bir trikotaj makinası alarak kendi evlerinde çalışmak.
c) Sosyal Akıcılığın Etkisi ile Sınıf Değiştirmiş Aileler
Gecekondu toplumunun en ilginç bölümünü meydana getirir bu aileler. Aralarında iflas etmiş küçük tüccar aileleri, emekli ya da işinden ayrılmış (istifa etmiş) memur aileleri çokçadır.
Kazanç durumları pek bozuk olanlar bütün isteklerine karşılık çocuklarını okula gönderemezler. Yaşayışlarını sürdürmek için küçüklerin de çalışması, hiç olmazsa aileye yük olmaması gerekmektedir. Oysa bu burjuvaziden gelme bir aile için gerçek bir ruhsal çöküntüdür. Onlar için gecekonduda oturmak bir yüz karasıdır, aşağılatıcı bir durumdur. Ama yine de durumları biraz düzelir düzelmez, küçüklerini okula gönderirler. Gecekondu toplumu içinde öğrenime en çok ilgi gösteren ve değer veren bu sınıftır.
Diğer gecekondu topluluklarına oranla pek kapalı bir topluluk değildirler. Fakat çokça toplumsal münasebetlerini kendileri ile aynı düzeyde olan ailelerle kurarlar. Aile reisleri, küçük memur ya da fabrikalarda usta, işçibaşı v.s.'dir. Ailenin genç bireyleri biraz değişik bir yaşama tarzı sürdürürler. Daha çok başka semtlerin kulüp ve kahvelerine giderek oralardan arkadaş edinirler. Büyük kentle, ve oradaki kültür hareketleri ile münasebetleri sıkıcadır. Gecekondu toplumuna karışmaz, ayrı yaşamaya çalışırlar.
d) İşçi Sınıfı
Gecekondu toplumunun en kalabalık sınıfını meydana getirir işçi aileleri. Çoğu, ev kirası derdinden kurtulmak ve bir "dam", bir çatı sahibi olmak için gelmişlerdir gecekonduya. İşçilerin büyük kısmı, çevredeki lastik, kösele, iplik ve dokuma fabrikalarında çalışırlar. İşçi sınıfı, gecekondu toplumunun en yoksul sınıfıdır. Kazançları ancak yaşamaya ve durumlarını sürdürmeye yeter. Para tutabilen, biriktirebilenler pek azdır. Ailenin bütün bireyleri, çoğu zaman çocuklar da dahil olmak üzere, çalışmak zorundadırlar. Ekonomik koşullar yüzünden pek azı çocuklarını okula gönderebilir.

2003 - 2009 © Her hakkı saklıdır. Kullanım Koşulları & Gizlilik |